Genel Bakış
Adèle'in hayatı Emma adında mavi saçlı bir kadın ile tanışınca değişmiştir. Diğerlerinin gözü önünde Adele büyür, kendisini arar, kendisini kaybeder ve kendisini bulur.
Bu film özeti

Adèle'in hayatı Emma adında mavi saçlı bir kadın ile tanışınca değişmiştir. Diğerlerinin gözü önünde Adele büyür, kendisini arar, kendisini kaybeder ve kendisini bulur.
Bu film özeti
benim ilk izlediğim escinsel temali filmlerden oldugu icin severim karakterler güzel işlenmişti fakat izlemezseniz bir şey kaybetmezsiniz, sevisme sahnelerini fazla abartmislar. sonu da güzeldi mutlu bitsin diye cabalamamıslar. adele haketmişti bunu.
cisgender heteroseksuel lezbiyen fetiscisi erkeklerin dikkatini cekmek icin yapilmis bir film zaman kaybiydi tavsiye etmiyorum bunca zaman herkes abartiyordu diye izleyeyim dedim hayatimda izledigim en kotu lgbtq filmlerinden birisi olabilir
Bu yorum bölüm hakkında spoiler içeriyor. Okumak istiyorsan tıkla.
gerçekten güzel bir film ama çok üzücü ve biraz da... sinir bozucu. ama izleyin güzel
ben burdan izlemedim ama mükkemel bir film uzun ama cidden çok güzel lgbt temalı filimler seviyorsanız kesinlikle izlemelisinizz
lgbt karşıtı değilim ama bazı sahnelerde rahatsız oldum çok ayrıntılı, sona doğru adele ve emma ayrıldıktan sonra kafede görüştüğü sahnede ağladım çok üzücüydü sonda adele'ye üzüldüm her kes hayatını kurdu bir o kaldı böyle 
Bu yorum bölüm hakkında spoiler içeriyor. Okumak istiyorsan tıkla.
altyazı var sandım, birden türkçe konuştuklarında irkildim ya. OF TÜRKÇE DUBLAJ İZLEYEMİYORUM
En sevdiğim filmlerden Léa Seydoux ve Adèle Exarchopoulos muhteşem oynamışlar zor sahneler gerçekten ve yönetmen tarafından baya zorlandırılmışltılar ozamanlar
Sınıf farkı güzel işlenmişti. Emma'nın sanata ilgisi, arkadaş çevresi, ailesinin eşcinselliği olumlu karşılaması arkadaşlarının konuşmaları sohbetleri, istiridye yemeleri Adèle'in ise düz hayatı ve makarna yemesi ailesinin eşcinselliği pek de olumlu karşılamaması Emma'nın kendisinden soğumasına yardımcı oldu. Emma, Adèle'in de kitap yazmasını istiyordu ama Adèle halinden memnundu. Kavga edip ayrıldıkları gün de Emma için bir bahaneydi Emma zaten öncesinde ayrılmak istiyordu eve geç geliyordu onu yalnız bırakıyordu artık o mavi saçlı eğlenceli kız değildi işine kendini çok kaptırmıştı... Emma dan nefret ediyorum
@despinaa emma zaten adele'den önce aldatıyordu onu galiba geç saatlere kadar lise de kalıyordu sonra da sevgili oldu liseyle zaten yani öncesinde de bir şeyler vardı fibi geldi bana
sonunda hakli bi elestiri film hakkinda herkes adele'e salliyor ama emma artik eskisi gibi degildi kiza karsi ve sonrasinda o hamile kadin ile olmasindan anlasiliyor ki aldatiyormus kizi bedenen olmasa bile duygusal anlamda bile olabilir
Bu yorum bölüm hakkında spoiler içeriyor. Okumak istiyorsan tıkla.

Nazlı ★
Blue is the Warmest Color, orijinal adıyla La Vie D'Adele. 3 saatlik film boyunca Adele'in olmadığı tek bir sahne dahi yok. Bir nevi Adele'in hayatından 3 saate tanık oluyoruz aslında. Başlarda bir arayış içinde, bir türlü mutlu olamayan, hiçbir sebep yokken ağlayan genç bir kız var. Içindeki boşluğun ve eksikliğin farkında ama nasıl dolduracağını bilmiyor. Sonra ansızın mavi saçları, özgür tarzıyla Emma giriyor hayatına. Adele'in içindeki tüm eksiklik tamamlanıyor bir anda. Ilişkilerinin başlangıcını izlerken filmde birden zaman atlaması oluyor. Iki genç kız gitmiş, iki yetişkin kadın var artık karşımızda. Adele hep hayalini kurduğu anaokulu öğretmenliği işini yapıyor. Emma ise işlerini iyice büyütmüş, eserleri çok satan ve ülke çapında hatırı sayılır bir ressam konumuna gelmiş. Ancak bir değişiklik var; Emma artık mavi saçlı değil. Sanki Emma'nın giden mavi saçları, ilişkilerindeki tüm rengi de alıp götürmüş gibi. Emma Adele'e karşı daha soğuk ve tahammülsüz. Adele iş çıkışı yemek yapmayı ve evle ilgilenmeyi gönüllü olarak üstlenmiş. Bir zaman sonra aralarındaki sınıf farkı da Emma'nın gözüne batmaya başlıyor. Hatta Adele'i farklı hobilere ve edebiyata yönlendirmeye çalışıyor. Ama Adele hiç oralı olmuyor, o küçük dünyasında Emma ile yaşadığı birliktelikten gayet mutlu. Emma sürekli ufkunu açan, sanatının para ile ölçülemeyeceğine inanan, başarılı ve gittikçe yükselen bir kariyerin basamaklarını tırmanırken Adele yerinde saymaya devam ediyor. Zaten film daha en başından bu ikili arasındaki sınıfsal farkı gayet belli ediyordu. Adele'in ailesinin eşcinselliğe sıcak bakmaması, yetenekli olduğun alana değilde az biraz geçimini sağlayabilecek bir para kazanabileceğin mesleği yapman gerektiğini düşünmeleri, sürekli makarna yemeleri vs... Emma'nın ailesinin ise daha açık görüşlü olması, Emma'nın ressam olması ve ailesi tarafından desteklenmesi, istiridye ve beyaz şarap ikilisi... Her neyse iki kadının ilişkisi bir şekilde devam ederken Adele'in işyerindeki erkek öğretmenle Emma'yı aldatması son damla olur. Emma bağırıp çağırıp yaka paça Adele'i evden atar. Sonrası ise sadece Adele'in hayatındaki koca bir yıkım. Aldatmanın affı olur mu tabii ki hayır. Ama Emma'nın da Adele'i aldattığına adım kadar eminim. Fiziksel olmasa bile mental olarak aldattı. Hatta Emma bu ilişkiyi kafasında çoktan bitirmişti, bir sebep olsa da ayrılsam kafasındaydı. Adele'in bu yaptığı da bahanesi oldu işte. Aradan geçen uzun bir zaman sonra Adele ve Emma tekrar buluşuyorlar. Adele derbeder bir durumda Emma ise gayet mutlu, öğreniyoruz ki Emma'nın Lise ile bir ilişkisi var. Yine aradan geçen bir zamandan sonra Adele Emma'nın resim sergisine gidiyor. Bu sergiye giderken içinde hâlâ birlikte olabileceklerine dair bir umut var, giydiği masmavi elbise de bunu kanıtlar nitelikte. Karşılaştığı şey ise tam bir hayal kırıklığı. Adele Emma'nın umrunda bile olmuyor, herkes kendi yolunda... Bir tek Adele takılıp kalmış geçmişe... Ve her şeyi, tüm o ihtişamlı hayatı, resim sergisini ve en önemlisi mavi saçlı Emma'sını ardında bırakarak uzaklaşmaya başlıyor, film de burada bitiyor. 3 saaatine tanıklık ettiğimiz Adele'in hayatı buradan sonra düzelir mi ya da bir daha mutlu olur mu emin değilim. Ama kalbinde ve hayatında hep Emma'nın eksikliğini yaşayacak maalesef. En beğendiğim sahne Adele'in 18. yaş gününde "I follow rivers" eşliğinde dans ettiği sahneydi. Burada sadece bir doğum gününe değil, genç bir kızın kendi hayatını inşaa etmeye başladığı ve özgürleştiği ana şahit olduk. Bunun haricinde sinematografi, çekim mekanları, renk paleti ve oyunculuklara bayıldım. Detaylara da oldukça önem verilmiş, Yönetmen film boyunca mutlaka her sahnede mavi renk bir nesne bulundurmuş mesela. +18 sahnelere gelecek olursam hiç olmasın demiyorum ama biraz abartılmış bence. O sahneleri tamamen atlayarak izledim ve onca süre boyunca filme başka detaylar eklenebilirmiş sanki. Son olarak, mavi en sıcak renk midir bilemem ama en tehlikeli renk olduğuna artık emin oldum...